Közün başında büyüyen bir aile.
Dedemizin ustasından öğrendiği ilk kural şuydu: "Eti ateş pişirmez, sabır pişirir." Sabah karanlığında kesilen döner, gün boyu odun ateşinin karşısında ağır ağır döner; tereyağı bakır tavada kızarır, pide taş fırından çıkar.
Yıllar geçti, çocuklar ocağın başında büyüdü, ustalar çırak yetiştirdi. Sofra büyüdükçe sorumluluk da büyüdü: Etin nereden geldiğini bilmek, yoğurdu günlük mayalamak, kestaneyi yaylalardan toplatmak…
"Misafir kapıdan girdiğinde kokuyu alıyorsa, biz işimizi doğru yapıyoruz demektir."
Bugün üçüncü kuşak aynı tezgâhın başında. İskender'in tereyağı hâlâ sofrada dökülüyor, Adana hâlâ zırhla çekiliyor. Değişen tek şey, hikayeyi dinleyen misafir sayısı.



